297 kişi kendisini tutuyor, 0 arkadaşı var.
187gerçi görev başındayım bana mutlu bir pazar olmadı bu hafta :)
teşekkür ederim küçük hanım.sizin de pazarınız huzur dolu geçsin
ben her pazar görev başındayım sayın lukass.. bi süre sonra mutlu olmayı öğreniyor insan :)
e turuncu denen renk bir insana neden heyecan verir burası çok bi muallak ama:/
havaya sıklan silah ve ağızlardan çıkan tükrükle karışık ıslık sesi eşliğinde hacı.
"kendisi madde olmayan bir Tanrı nasıl olur da maddi bir dünya yaratmış olabilir ki?"
giulio cesare vanini
sosyal medyada takipçilerinizle para kazanın diyor yukarda, ben daha canlıyı göremedim henüz 299 kişi içinden:/
mevzisi darmadağın bir yalnızlığı tanıdık bulan bedene armağandır bu katliam.kan yok,parçalanmış dil yok,mezar taşı hiç yok.
kendi halimde sıkı bir kavram boşluğu yaşıyorum.ve bilinmeli ki;zaman belirleyici faktör.
lu.
sıcak su tesisatından gelen su tıkırtısı,aslında sabah olduğunda annemin yüzüne yine büyük suçlulukla bakacağımın bir göstergesiydi.çünkü duvarları gri ve derme çatma fütursuz taşeronların üzerinde çalıştığı bir evde yaşıyordum.kireçle boyamak yerine, yağlı boya vurmalıydı aslında sonu belirsiz hayallere.
Zîlan
Bi çi rengi bi çi réki
Gula bidin dest Zilané
Parazvana roja mın tıné jina dilé min
Parazvana roja min mizgina bihara min
Zilan zilan roniya re
Do ew zeri bu iro ji bume peri
Keç u kesa bıhurin herdü biska babidin
Taca azadiye binin deynin seré zilana min
Zilan zilan roniya re zilan zilan
karlı dağlardan ne gelirse gelsin, sosyalizmin ayak sesleri bir çığ gibi gürüldeyecek.gerilla ağıtta,gerilla direnişte ey halk!
birini mum yakıyor,diğerinin alnı secdeye varıyor,bir sonrakini ise ağlama duvarında göz yaşı döküyor diye ayrı tutmamalı.
sadece susarak özlüyorum seni
hiç tanımadan, ne garip
sense uzak, çok uzakta
bir deniz gibisin resimlerde
dokunsan dersim olur, göçerim mecburen
duydum çok sonradan, adın önemli değil
acın aynı tadı veriyor zaten
kör kuyu da bir hayat yaşadı ve ağzı küfür dolu gitti bir gece.dışarda yağmur durmaksızın yağarken sessizce.
kadifeye yaslanmış yitik bir ömrün ark sıçraması.genizde kapkara bir buğu bırakan ardından.
lu.
farzet ki,kefaleti ödendikten sonra serbest bırakılan bir katilim.yüzümde saklı duran tortunun belirsizliğini koruduğu bir anda,aklıma çarpıp duran bir sarkaç,
gördüğüm an,
görünmezliğin imkansız olduğu,çağ dışı yeminlerin içinden çıkıp gelen karanlık.
şairin de dediği gibi aslında;
her katil,o cinayetin tek görgü tanığıdır da aslında
Nüfusun diaelektiği ekonomi ile doğru orantılıdır.insan rezervi açısından düşündüğümüzde gelişmekte olan ülkeler zengin iş gücü yataklarına sahiptir.
Tarihsel süreç,evrimin sancılı olgusu ve oluşumları karşısında;savaşlar dahil olmak ile birlikte hızını kesmeden değişmeye devam etmiştir.%100 verim ile çalışamayan makineler,%100 verimle yaşamayı becerebilen insanların karşısında yenik düşmüştür.makineleşmeye boyun eğmemizin götürüsü düşünüldüğünde, getirisi daha fazla anlam kazanmıştır.
Ortalama yaşam süresi 37 yıl olan Senegal ve Nijerya gibi gelişmeyi unutan ülkelerle; bu süre 68 yılı aşkın olan, gelişimini tamamladığını düşündüğümüz vede savunduğumuz mevcut topraklar,yani Türkiye karşılaştırıldığında savaşların ve kıyımların pekte büyük bir etkisi olmadığı görülmüştür.
Bilinen şudur ki;
Her iki ülkede de savaş ve kıyım henüz evrimini tamamlayamamıştır.Peki nedir asıl sorun?
amatör toplumsal çözümlemeler -1-
Toprak altında gömülü kimi hayaller.Gizli saklı, komutsuz çağrışım eden kimi durumlar,kimi yalanlar kayıtsız kaldığım.Mutlu düşlerim,lanetlenmiş bedenim.İşkencelere kucak açmış zihnim,gecikmiş orgazmlar gibi;
Susuz,kupkuru…
Terk edişlere bırakmış,tecritte hayallerim
dağların bedene dik uzandığı coğrafyanda,soğuk hava akımının içine işlemesi gibiydi kıta sağanlığında ki o marur titreşim.sakın çoğalma derdin bana.hatta doğurganlığını, yenilmiş orduların ertesi sabahına sakla derdin hatırladın mı?
neden ses vermiyorsun?,bileklerini kestiğin yerden şuursal nöbetlere mi geçtin de bu tepkisizliğin.
durgun bakışın, bana çocukluğumda odamda gizli gizli ağlamalarımı ve kendimi dış dünyaya kapatışlarımı hatırlattı çoğukez.çoğulculuğun hediye
birde.çocuk aklımla yeryüzüne indirdiğim koruyucu melekleri,ve yarattığım anneleri.
bir çağlayan
bir içe dönüş bakışın.
nakkaşın sanatsal koordinasyonlarını kendine örnek alışından belli aslında nekadar da kendinden emin olmayan bir tavra muhterem sancı çekişlerin içinde savrulduğun.ben diyorum ki;
sen her şekilde zamanı dolduramayan,dolduğunu düşünsen dahi düşünsel devinimlerine yenik düşen,hatta durduramayan bir tanrısın benim için.ama tanrıların seni afaroz edişini hatırlamanı da istiyorum geceleri.
ışığını nerden aldığını sanıyorsun,sen bir yansıtıcısın,bir taklitçi hayata dair.bedeni ışığı sömüren,irdeleyen ve kendine meşk eden bir kadınsın.materyallerimi kucağımda taşıyorum varlığından bu yana.hiçliğini ve yakarışını düşünüyorum hatta.
fahişe takliti yapıp,
bir şizofrenin kaburga kemiğinden tekrar dünyaya gelmek.
ve bitik bir DNA örneği türümü,diğer nesillere aktarmak.babadan oğula,deden toruna.
yok bu daha ziyade ensese girer. sapkınlığın tahammülü olmayan kırmızı hatta gezmek filmi yayında,rtük ödünç ped'in varsa verir misin,kullanıp becerdiğim kadınlarıma postalayacağım.iadeli taahütlü,sürünen ve sürten kadınlarıma.
üstün açık kalmış üşüyeceksin izabel.
bilekleri kesik
vajinadan henüz vazgeçmiş adamları hatırlamak ve dileklerin her birini onlara adamak başka bir meziyetmiş markys.
çoğu katilim acınacak durumda ve ellerinde bir yetim türkü.tutturduğu bakış açıları ve tavrı sakin,kaybolmamı izlemeleri kadar can yakıcı bir durum olmamasıyla birlikte, onlar;
hiçbir ülkenin kabul etmeyeceğini bildiğim gümrük dışı böcek sürüleri sadece
varlığın vede desteğin için hep minnettardım
öyle de kalıcam...
tekrar buralarda olman bir hediye
bunu unutma
dört oda,
dört kapı,
ikişer pencere.
her birinde dört'er duvar;
birer yalnızlık
hiçliğe bulanmış
"tek bir" beden
soğuk
ve kimsesiz
çok yakında bir yolculuğu anlatıcam
bu gidiş yerli yerinde olucak
haykıracak
kusacak
şimdi aşk;
tanrılara kurban edilen bakire bir kız
haydi kanını putlara sürelim
açlar çok
doyuralım mutlu tanrılarımızı
gerçeklerle yüzleştiğinizde
asıl gerçekleri neden bıraktığınızı sorucaksınız kendinize
ve kısa süreli pişmanlıklar sonra
yerini keşkelere
evet haklıydı bu adamlara bırakıcak
saygılar tüm sosyomat sakinleri
eski dostlar
kırık anılara benzer
hep hüzünlenirsin
hatırladıkça gülüşleri
hatırladıkça paylaşımları
ama hep bir yerindedir
kırgında olsan
kırılmışta olsan
yok saysa da seni
sen yine bilirsin ki
o iyidir.
ve iyi olucaktır.
susuz bırakmayacaktır
pencere önünde ki çiçeğini
anlattığı
hüzünlendiği
...
üzgünüm bu gece ayaklarına taş bağlayıp
derin sularına bıraktım seni boğazın
öldürdüğüm ıçın beni affet
bilirsin kan davalarını
bu da bir kan davası farzet.
olmassa olmaz kuralları vardır hayatta
mahkum olduğun
mahkum edildiğin
davalı tarafından.
bitmedi işte bu kan davasıda
kurutamadık yarayı
beni affet
yarın bulurlar nede olsa cesetini
kıyıya vurmuş olarak
üzülme
mezar taşını da yaptırdım
üstüne de
ne yazdım dersin??
...
yeterli olsa gerek....
perişan bir halde sarıldım yine zora,
ve zor;
soru aşmak kadar mutlu sonlarla geldi,
biriktirdiklerimi saçtım yine etrafa,
bir deniz izlemek,
bir dalgayı dinlemek
baş ağrıları yaratır mıydı oysaki
şimdi karşı konulmaz bir baş ağrısı
beynimi bir şey kemiriyor
kısa görüşmeler
durup dinlemeler
durumdan vazife çıkrarırcasına
keskin kokular geliyor burnuma
ayrılığı işaret eden
yolculukları tanımlayan
keskin kokular geliyor yine
ne güzel burnum koku almıyordu
tıkalıydı bunlara kulaklarım
farkettirmeden
sinsice yine
geldi
evet geldi namussuz
yolları ardın sıra al,
sokakların kokusunu cebine koy,
kadınları düşün,
terk edilen kadınları
ağlayan kadınları
bir yudum al şarabından sonra,
sert bir yudum
acı bir yudum
sızlasın boğazın
sonra yine kadını düşün
ağlayan kadını
göz kapakları bitikliğin simgesi,
kirpikleri sahte bir yalnızlığın hediyesi,
ıslak,
daha yeni ıslanmış hatta
tap taze
en kuytu hücreleri gibi.
gerçek üstü tapınaklardan çıkmış,
sahte duaları yad eden kadın
seni düşünüyorum
bir piç gibi
yapa yalnız
yolun sonundayım.
''ben seni kaç kere sevdiğimi unuttum!''
demiş şairin biri.
iyi de demiş hani,
biraz depresif yayılımlar içerse de ,
anlamlı konuşmuş.
çarmıha gerdim yine yalnızlığımı,
çiviledim avuçlarından,
ayaklarından,
tavana bu sefer,
yer çekimine karşı gelemem.
kazuletler gibi;
bom bok oldum yine,
parmak uçlarım morardı,
soğuktan değil,
heyecandan titreme geldi ansızın
burkuldum,
katlettim yine bir sürü hayali.
çöp konteynırının kapağını kaldırdım,
dün içine attğım kalbim çürümeye yüz tutmuş,
sinekler uçuşuyor üzerinde,
eskisinden daha da çürümüş san ki,
bukadarını beklemiyordum desem?
-muhtaç-
kürkçü dükkanında
içi çürümüş
fahişe bir rahibesin.
gözlerini kan bürümüş,
bedenini istemsiz sevişmeler...
daha çok kanayacak bu beden,
daha çok tarihi geçmiş orgazmlar yaşayacak.
Kusurlu bir tanrıdır aşk
Yarattıkları bir var oluş ciddiyetinde
Karşımda duranlar,
Kendini affeden bir becayiş
Boş bakışlar,
Dalgın ruhlar cennetinden
Gelip geçen yolcular
Gözlerimizin önünde dikili vücutlar
Bir sağa,
Bir de sola yol alışlar
Ara ara
Sarsıntı gibi
Var oluşlar…
Ve terk edişler,
Sessiz parçalanmışlığımızı
Yarım kalan anılarımızı.
Kapı dışarı edilmiş sezgiler,
Ve
Cahil,besleme fark edişler
kargaşaya geçit yok hayatımda
onlara eski demir yollarını adadım
katar katar...
bugün kahvenin en acı tarafını içmekte zorlandım..sanırım kanımda artık kafein dolaşıyo kan yerine..alyuvarlarım ultra kafeinden sinir harbine girmiş durumdalar
|
|
kelebeklerozgurdur101 üyesi var. üyelik yönetici onayı ile. |
|
|
Yeşilçam Film Müzikleri66 üyesi var. üyelik yönetici onayı ile. |